Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2012 Salı

Aspirin ve Kanser

İngiltere'de Oxford Üniversitesi’nde yapılan 3 yeni araştırma, aspirinin bazı kanser türlerini önleyici etkisini destekleyen bulgular ortaya koydu. Bilimciler, her gün düşük dozda (75 mg - 300 mg arası) alınan aspirinin kanserin oluşmasını ve gelişmesini önleyebileceği görüşünde.




Oxford Üniversitesi'nden bilim insanları, geçmişte aspirinin on yıl boyunca kullanılmasıyla adenokarsinoma türü kanser risklerinin azalması arasında bağ olduğunu belirlemişti. Ancak aynı uzmanlar şimdi iki ile üç yıl gibi kısa sürelerde de bu olumlu etkinin görüldüğünü söylüyor.
Ayrıca araştırmalara göre, aspirin sadece kanser oluşumu riskini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda, henüz metastaz yapmamış kanserlerin vücuda yayılmasını da %40 - %50 oranında önleyebiliyor. Şimdiye kadar hiçbir ilacın metastazı önlediği gösterilemedi. Zaten kanserden ölümler büyük oranda metastazdan dolayı oluyor. O nedenle bu bulgu çok önemli görülüyor.
Oxford Üniversitesi'ndeki bu araştırmalar aynı zamanda aspirinin neden olduğu ölümcül mide kanamaları da araştırmış. Araştırma aspirin ile plasebo arasında ölümcül kanamalar açısından fark bulmamış. Ayrıca aspirinden dolayı meydana gelen kanamalar başlangıçta görülmesine karşın sonraları azalmakta.
Yıllar süren ve binlerce deneği içeren araştırmaların sonuçları üç ayrı makalede toplanmış. Birinci makalede, 51 değişik denemede günlük aspirinin kalp damar hastalıkları kadar kanser üzerindeki etkisi de incelenmiş. Toplamda bakıldığında, aspirin kanserden ölümleri %15 azaltmış. Bu oran beş yıldan fazla aspirin alanlarda %37’ye çıkıyor.
Aspirin yalnız ölümleri değil kansere yakalanmayı da azaltıyor. Üç yıldan fazla düzenli aspirin alanlarda kansere yakalanma oranı erkeklerde %23, kadınlarda %25 daha az.
İkinci makale kanserin yayılması, yani metastazla ilgili. Araştırmaya göre 6,5 yıl düzenli aspirin alanlarda, kanserin ilk görülmesinden sonra yayılması %36 oranında azalıyor. Bu oran yaş ve cinsiyetten bağımsız. Ama kanser türlerine göre değişiyor.
Üçüncü makale 1951’den bu yana yapılan gözlemlere dayanan çalışmalarla kontrollü araştırmaları karşılaştırmış ve aralarında uyum olduğunu belirlemiş.
Aspirinin olumlu etkisinin en çok görüldüğü kanser türleri, kolon kanserleri ve yemek borusu kanserleri. Ayrıca bazı akciğer kanserleri, meme kanserleri ve prostat kanserlerinde de bu olumlu etkiler görülmekte.
Aspirin uzun yıllardır ağrı kesici ve iltihap sökücü olarak kullanılıyor. Düşük dozda, aspirin, felç ve kalp krizini önlemek amacıyla kalp hastası olan kişilere uzu yıllardır tavsiye ediliyor. Ancak aspirin, nadiren olsa da ölümcül iç kanamaya yol açabiliyor. Bu nedenle herkese doktora danışmadan aspirin alımı tavsiye edilmez.
Kaynakça:

21 Ekim 2011 Cuma

Şimdi de balık gribi çıktı!


Şu anda hayvanlar arasında etkili, insanlara etkileri henüz bilinmiyor


Simon Fraser Üniversitesi bilimadamlarından Rick Routledge ve Alexandra Morton yaptıkları ortak açıklamada, ISA (Infectious Salmon Anaemia) adını verdikleri Bulaşıcı Salmon Anemisi virüsünin, kuş gribinde rastlanan H1N1 türü bir virüs olduğunu kaydettiler. Balıklarda ilk kez böyle bir virüse rastlandığını belirten bilimadamları, virüsün şu anda hayvanlar arasında etkili olduğunu ve insanlara etkisini henüz bilmediklerini açıkladılar. Virüs taşıyan somonların, birbirlerine saldırıp ısırdıklarını bildiren bilimadamları, çiftliklerde yetiştirilen somonlara bulaşıp bulaşmadığını henüz bilmediklerini söylediler.

Öte yandan Kanada'nın Prince Edward Island eyaletindeki Atlantik Veteriner Koleji bilimadamlarından Dr. Fred Kibenge, laboratuvar incelemeleri ile saptadığı virüse ilişkin sonuçları Kanada Gıda Denetim Ajansı'na ilettiğini açıkladı. Virüsün Avrupa'dan bulaştığını sandıklarını söyleyen Rick Routledge ve Alexandra Morton, kendilerine gelen örneklerde de virüs bulunduğunu, Şili'deki somon stoklarının yüzde 70'inin virüsle enfekte olduğunu ileri sürdüler.

Rick Routledge, "egzotik" olarak nitelendirdiği virüsün, özellkle British Colombia kıyılarındaki doğal ortamda yetişen vahşi somon neslini tehdit edecek kadar tehlikeli olduğunu kaydetti. Kanada Tarım Bakanlığı, Kanada Sağlık Bakanlığı ve Kanada Gıda Denetim Ajansı'nın, gerek ülke içinde gerekse ihracatta önemli yer tutan somonla ilgili ne tür bir karar açıklayacağı merakla bekleniyor.

AA

6 Ekim 2011 Perşembe

Az yemek için büyük çatal kullanın

Amerikalı bilimadamları, daha az yemenin yeni reçetesini buldu.

ABD'nin Utah Üniversitesi'nden bilimadamlarının yaptığı araştırma, çatal-bıçak takımının boyutunun psikolojik olarak beslenme alışkanlığını etkileyebileceğini gösterdi.
"Journal of consumer research" adlı tüketici davranışlarının konu alındığı dergide yayımlanan araştırmada, çatalların boyutu ne kadar büyükse, lokmaların da o derece büyük olduğu, dolayısıyla tokluk hissinin daha çabuk geliştiği vurgulandı.

ABD'deki bir İtalyan lokantasında yapılan araştırmada, bilimadamları lokantadaki her masaya biri küçük, biri büyük çatal koydu. Büyük çatal kullananların tabaklarında diğerlerinden iki kat fazla yemek bıraktığı görüldü. Fransız Le Point dergisinin internet sitesinde de yayımlanan makalede bilimadamları, geniş çaplı olmamasına rağmen araştırmanın, obeziteyle mücadelede diyetisyenlere fikir vermesini umuyor. 

AA

5 Ekim 2011 Çarşamba

Sonbahar için ilaç gibi çaylar


Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, mevsim geçişlerinin olduğu bu dönemde bağışıklık sistemini desteklemek için çeşitli baharatlarla zenginleştirilmiş yeşil çay başta olmak üzere bitki çaylarından destek alınmasını önerdi.


Yeşilada, yaptığı açıklamada, havaların soğumaya başlaması, okulların açılması ve toplu taşıma araçları gibi kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması gibi durumların gribal enfeksiyonların görülme sıklığını artıracağına işaret etti.
Hastalığa yakalanmamanın öncelikli hedef olduğuna da dikkati çeken Yeşilada, şunları dile getirdi:
“Mevsim geçişlerinin olduğu bu dönemde bağışıklık istemini desteklemek için çeşitli baharatlarla zenginleştirilmiş yeşil çay başta olmak üzere bitki çaylarından destek alınmalı. Yeşil çay ile birleşen tarçın, karanfil, zencefil, kakule ve karabiber gibi baharatlar antimikrobiyal etkisi ve canlandırıcı desteği ile zinde kalmaya yardımcı oluyor.”
Yeşil çayın antioksidan bileşikler bakımından zengin olduğunu belirten Yeşilada, tarçının da uçucu bileşenlerinin mikroorganizmalar üzerinde etkisi nedeniyle soğuk algınlığında çay olarak içilmesi ya da yoğun derişimli çayının gargara olarak uygulanmasının yararlı olduğunu kaydetti.
Karanfilin içerisinde bulunan uçucu özellikteki bileşenlerin de ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında, bakteri, mikromantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik ve ağrı hissini hafifletici etki gösterdiğini de belirten Yeşilada, zencefil içerisindeki bazı bileşenlerin de iltihap giderici etkisi bulunduğunu dile getirdi.
Kakulenin, bakteri ve virüsler üzerinde etkili olduğunu kaydeden Yeşilada, soğuk algınlığı, bronşit, öksürük, yüksek ateş şikayetlerinin hafifletilmesinde yararlı olduğunu, ağız ve boğaz iltihaplarının giderilmesinde etkili olduğunu anlattı.
Toz karabiberin meyveleri ile hazırlanan çayın gargara şeklinde boğaz enfeksiyonlarında yararlı olduğunu ifade eden Yeşilada, özellikle boğazda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği süreçte uygulanması durumunda daha etkili olabildiğini kaydetti.

hurriyet

3 Ekim 2011 Pazartesi

Egzoz dumanı kalp krizi riskini artırıyor


Trafikte yoğun olarak solunan, araçlardan çıkan kirli gazın kalp krizi geçirme ihtimalini artırdığı tespit edildi.
British Medical Journal (İngiliz Tıp Dergisi) isimli bilimsel dergide yayımlanan makalede, yoğun miktarda egzoz dumanı solunmasından sonraki altı saatte kalp krizi geçirme riskinin arttığı belirtildi.

İngiltere ve Galler'deki seksen bin kalp krizi vakasının hava kirliliği verileriyle birlikte analiz edildiği çalışma kapsamında iki değişken arasındaki bağlantı tespit edildi.
Araştırma sonuçları, kalp krizi riskinin altı saatlik sürenin ardından düştüğünü ortaya koydu.
Araştırmayı finanse eden British Heart Foundation'dan (İngiliz Kalp Vakfı) Profesör Jeremy Pearson, geniş kapsamlı araştırmada ulaşılan bulguların egzoz dumanından olabildiğince uzak durulması gerektiğini gösterdiğini belirtti.
Hava kirliliğinin kan dolaşımına olumsuz etkisinin olduğunu ve bu sebeple kalp krizi riskini artırdığını söyleyen profesör Pearson, özellikle kalp hastalarının yoğun trafik bulunan ortamlardan kaçınmaları gerektiğinin altını çizdi.
Profesör Pearson sağlıksız beslenme ve sigara tüketimi gibi faktörlerin kalp krizi ihtimalini daha fazla artırmasına rağmen, araçlardan çıkan kirli gazın da bu yönde bir etkisi olduğunun ispatlanmış olduğunu 

bbc

30 Eylül 2011 Cuma

Her Derde Deva Çorba

Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, vitamin ve mineraller yönünden zengin olan tarhananın şifa kaynağı olduğunu söyledi.


Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Temiz, yaptığı açıklamada, tarhananın içinde bulundurduğu çeşitli liflerden dolayı yüksek kolesterol, kalp krizi, kolon kanseri, obezite, yüksek tansiyon, hemoroid ve damar hastalıklarının azaltılmasında etkili olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Temiz, tarhanada bulunan proteinlerin vücut için gerekli olan bazı aminoasitleri bolca ve dengeli olarak içerdiğini belirterek, “Tarhana, vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden zengindir. Tarhanada özellikle B vitaminleri bol miktarda
bulunur. Kepeği uzaklaştırılmamış undan yapılan tarhanalardaki B vitaminleri içeriği kepeksiz undan veya göceden (kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday) yapılan tarhanalara göre daha yüksektir. Kalsiyum, demir ve çinko ise tarhanada bol bulunan minerallerdir” dedi.

Gıdalarla alınan proteinlerin vücuda yararlı olabilmesi için ilk aşamada mide ve bağırsaklarda sindirilerek aminoasitlere kadar parçalanması gerektiğini kaydeden Temiz, “Aminoasitler bağırsaklardan kolayca emilir ve vücuda yarar sağlar. Sindirilemeyen proteinler ise dışkıyla dışarı atılır ve vücut bu proteinlerden yararlanamaz. Tarhananın bileşimine yoğurt ve bitkilerden kaynaklanarak dahil olan laktik asit bakterileri tarhanadaki proteinleri belli ölçülerde aminoasitlere parçalayarak tarhanayı sindirimi kolay gıda şekline dönüştürür. Böylece aminoasitler tarhana ile vücuda hazır olarak girerler ve bağırsaklardan kolayca emilerek vücuda yarar sağlar. Buna bağlı olarak tarhananın besleme değeri artmış olur” diye konuştu.

Proteinlerin sindiriminin özellikle bebekler ve yaşlılar için çok önemli olduğuna işaret eden Temiz, bebeklerde sindirim enzimlerinin yetersiz olduğunu, yaşlılarda ise sindirim enzimlerinin çalışmasının yavaşladığını, bu nedenle tarhananın bebekler ve yaşlılar için tüketimi özendirilecek, sindirimi kolay besleyici bir gıda olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Temiz, tarhananın buğday unu veya göce adı verilen kepeksiz buğday yarmasına yoğurt, maya, domates, biber ve soğan gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu ve çörtük gibi çeşitli aromalı otlar ve tuz eklenip yoğrularak elde edilen hamurun 1-5 gün süreyle fermantasyona bırakılması ve ardından kurutulmasıyla elde edilen sağlıklı, sindirimi kolay, beslenme değeri yüksek ve dayanıklı geleneksel bir fermente Türk gıdası olduğunu söyledi.

Tarhananın Türk kavimleri tarafından çok eski çağlarda üretilip tüketildiğinin tahmin edildiğini kaydeden Temiz, Orta Asya'dan göç eden Türklerle birlikte Anadolu'ya geldiğini ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İran ve Irak gibi imparatorluğa yakın komşu doğu ülkelere ve Rumeli üzerinden Macaristan ve Yunanistan gibi batı ülkelerine yayıldığının kabul edildiğini belirtti.

Temiz, Türklerle ırk yakınlığı bulunan Macarların tarhanayı Macaristan'a ve Finlandiya'ya kadar taşıdıklarını belirterek, bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Mısır gibi Yakındoğu ülkelerinde “kishk”, İran ve Irak'ta “kushik” veya “kushuk”, Türkistan'da “göce”, Yunanistan'da “trahanas”, Macaristan'da “tahonya”, Finlandiya'da ise “talkhuna” ismiyle tarhanaya çok benzeyen gıdalar üretildiğini bildirdi.

Bileşimine katılan maddeler ve üretim tarzındaki değişiklikler nedeniyle tarhananın bölgelere göre çeşitlilik gösterdiğini kaydeden Temiz, genellikle İzmir, Manisa ve Burdur yöresinde yapılan un tarhanasının büyük bir kazanın dibine “tarhana otu” adı verilen aromalı otun yerleştirilmesiyle yapıldığını söyledi.
Ege Bölgesi'nin farklı yörelerinde üretilen un tarhanalarına tarhana otu yerine nane, un yerine irmik konulduğunu, un ve maya karışımına mercimek ve nohut da eklenebildiğini belirten Prof. Dr. Temiz, Tokat, Sinop, Edirne ve Tekirdağ gibi bazı illerde süt, un ve yumurta karıştırılarak “sütlü tarhana” yapıldığını ifade etti.
Temiz, Kahramanmaraş ve köylerine özgü firiğin (yarı kurumuş tarhana) özellikle çocuklar tarafından ceviz içiyle birlikte çiğ olarak tüketildiğini, tamamen kurutulmuş tarhananın ise kış boyunca çorbalık ve çerez olarak değerlendirildiğini söyledi.



haber365

Grip Aşısı Kalp Krizinden Koruyor


'Araştırmalar, grip ile kalp hastalıkları arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor' diyen kardiyologlara göre grip aşısı, kalp hastalarının kriz riskini ciddi oranda azaltıyor.
Kalp rahatsızlıkları, tüm dünyada hala yaşam kayıplarına neden olan hastalıklar arasında ilk sırada yer alıyor. Bu nedenle, hastalığın önüne geçmek için alınacak önlemler büyük önem taşıyor. 

Araştırmaların, grip ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiye dikkat çektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ayşegül Karahan Zor, grip aşısı yaptıran kalp hastalarının kalp krizi riskinde ciddi oranda azalma olduğunu söyledi. Dr. Zor, diyabet, kalp yetersizliği gibi kronik hastalığı olanlar ve 50 yaş üstü kişilerin her yıl mutlaka grip aşısı yaptırması gerektiğinin altını çizdi 

Dr. Zor, “Kalp rahatsızlığı olanlar, gribe yakalanma açısından daha fazla risk taşımıyor ancak, kalp yetersizliği olan hastalarda grip ataklarından sonra daha ciddi solunum yolları enfeksiyonlarının oluştuğunu ve vakalarının da arttığını biliyoruz” diye konuştu. 

“Damar sertliği süreci iltihabi bir durumdur. Damar sertliği başlangıcı olan hastaların damarlarında, bağışıklık sistem hücreleri plaklar içinde birikir” diyen Dr. Zor, şu bilgileri verdi: “Grip gibi sistemik hastalıklar ortaya çıktığında ise buradaki hücreler daha aktif hale gelir. Bu da içerisinde yoğun miktarda kolesterol bulunan plaklarda yırtılmalara yol açarak pıhtılaşmayı tetikler. Bu sonucu önlemek için grip aşısı yapılması faydalıdır. Grip aşısı bunlara karşı da bir koruma sağlar.” 

KALP KRİZİ YÜZDE 50 ORANINDA AZALIYOR

Bir yıl içerisinde erişkin bireylerin yüzde 10’u ya da yüzde 20’sinde grip hastalığı görülüyor. Koroner arter hastalığı olan bireylerde aşılanma oranının yüzde 30’lar seviyesinde olduğunu söyleyen Dr. Zor, herhangi bir kalp krizi veya planlanmış bir anjiyoplasti stent işlemi için hastaneye yatan hastalara aşı yapıldığında, özellikle grip mevsiminde bu hastalarda ölüm ya da yeniden kalp krizi geçirme oranının yüzde 50 azaldığını belirtti. 

Dr. Zor’un verdiği bilgiye göre, grip aşısının daha önce kalple ilgili bir sorun yaşamayanlarda, kalp krizini önlediğine dair herhangi bir veri yok. Grip aşısı olmak için önerilen aylar ekim ve kasım, ancak grip atağı yaşayanlar, sonbahar ve kış sezonu boyunca da grip aşısını yaptırabiliyor. 

28 Eylül 2011 Çarşamba

Meyve suyundaki gizli tehlike

Sabahları kahvaltıda meyve suyu içmek güne başlamak için sağlıklı bir yöntem gibi görülebilir


Ancak meyve suyu sanıldığı kadar da masum değil.

Bilim adamları meyve sularının çok fazla şeker içerdiği için bazı kanser türlerine yakalanma riskini artırdığını açıkladı. Avustralyalı araştırmacılar 2200 yetişkinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Ekip daha sonra iki yıl boyunca gönüllülerin hangi hastalıklara yakalandığını gözlemledi.

Araştırma sonucunda elma, Brüksel lahanası, karnıbahar, brokoli yiyenlerde belli tümörlerin gelişimi önlenirken meyve suyu içenlerin daha yüksek bir risk taşıdığı ortaya çıktı.

Amerikan Dietetik Derneği'nin dergisinde yayınlanan araştırmaya göre günde üç bardaktan daha fazla meyve suyu içenlerin bağırsak ve rektum kanserine yakalanma olasılığının içmeyenlere göre daha fazla olduğu belirlendi.

Sonuç olarak meyve suyu yüksek oranda şeker içerdiği için bazı tümörlerin oluşumunu tetiklediğine inanılıyor.

Araştırmayı yapan ekipten bilim adamları ayrıca meyvelerde bulunan ve bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olan C vitamini, lif gibi antioksidan maddelerin meyve suyunda bulunmadığını belirtti.

GAZLI İÇECEKLERDEN DAHA İYİ
Hürriyet'te de yer alan habere göre, bu araştırmanın sonuçlarına rağmen bilim adamları insanların meyve suyundan kaçınmamaları gerektiğini söyledi. Yemeklerde ya da gün içerisinde gazlı içecekler tüketmektense meyve suyu tüketmenin daha faydalı olduğu belirtildi.

İngiliz araştırmacılar da kuru meyvelerin ve kuru eriğin de oldukça faydalı olduğunu ve meyve suyunda bulunandan çok daha az miktarda şeker içerdiğini söyledi.

İngiltere'de kanser araştırmaları yapan Nell Barrie, bu araştırma sonuçlarının önemli olduğunu ancak daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyduklarını belirterek farklı meyveler için, farklı kanser türlerinde daha değişik sonuçlar elde edilebileceğini söyledi. Barrie ayrıca; "Bildiğimiz kesin bir şey varsa kırmızı ve işlenmiş et bağırsak kanseri riskini yükseltirken yüksek miktarda lif içeren besinler bu riski önlüyor." dedi.



haberturk

Hipokrat bile ilaç olarak kullanmış!

Özellikle son yıllarda aranan bir meyve türü...

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, üvez meyvesinin kanamayı durdurucu ve bağışıklık sistemini güçlendirici ilaç olarak kullanımının Hipokrat'a kadar uzandığını söyledi.

Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sonbaharın gelmesi ile birlikte tezgahlardaki yerini alan üvez meyvesinin vücut direncini artırıcı özelliği olduğunu belirtti.

Üvez meyvesinin küre veya armut şeklinde olduğu, buruk bir lezzete sahip olduğunu anlatan Gerçekçioğlu, özellikle son yıllarda aranan bir meyve türü olduğuna işaret etti.

Üvez meyvesinin tıpta kullanımının Hipokrat'a kadar uzandığına işaret eden Prof. Dr. Gerçekçioğlu, şunları kaydetti:

''Üvezin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği var. Kışın bol miktarda tüketmek lazım. Bu meyvenin kanamayı durdurucu ve bağışıklık sistemini güçlendirici ilaç olarak kullanımı Hipokrat'a kadar uzanır. Diğer yandan meyve ve özellikle yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği, kan şekerini düşürücü etkiye sahip olduğu laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştır.''

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvez üzerinde yapılan son araştırmalarda, içeriğinde kalp krizini önleyici ve vücut direncini arttırıcı ''tanen'' bulunduğunun belirlendiğini de kaydederek, şunları söyledi:

''Üvez meyvesi karaciğeri güçlendirir. C vitamini bulunan meyve antioksidandır ve bağırsak temizleyici özelliği de bulunmaktadır. Meyvede iltihap giderici, idrar söktürücü, kanamayı durduran ve lenf uyarıcı özelliklere sahip maddeler tespit edilmiştir.''

Meyveyle ilgili akademik çalışmalar gerçekleştirildiğini de belirten Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Akademik olarak bir doktora çalışması başlamış ve bitmek üzere. Üretimin artırılması ile bu meyvenin çok kaliteli sanayi ürünü olacağını ve talebin çok olacağına inanıyorum'' dedi.

Muşmula gibi olgunlaştığı zaman yenilebilen ve tarım alanlarında alternatif ürün olarak yetiştirilmesinin yanında doğada doğal olarak yetişebilen üvez meyvesi tezgahlarda kilosu 3 liradan satışa sunuluyor.

AA

31 Mayıs 2011 Salı

Korkutan salgına karşı böyle korunun!

EHEC bakterisinden korunmanın bir yolu da sebze ve meyvelerin sirkeli suyla yıkanmasından geçiyor...
ALMANYA’da 10 kişinin ölümüne neden olduğu bildirilen EHEC bakterisi, Türkiye’de de paniğe neden oldu. Ziraat Mühendisleri Odası, bakterinin Almanya’ya İspanya’dan ithal edilen salatalıklar aracılığıyla geldiğini, Türkiye’nin salatalık ithal etmediği için herhangi bir risk olmadığını açıkladı. Tarım Bakanlığı yetkilileri de herhangi bir endişeye gerek olmadığını kaydetti. Gıda Mühendileri Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Aytaç ise sebze ve meyvelerden herhangi bir bakteri kapmamak için mutlaka sirkeli suyla yıkanması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Aytaç, hastalığın belirtilerinin 6-8 saat sonra ishal, mide bulantısı, şiddetli karın krampları şeklinde ortaya çıktığını söyledi.

haberturk

Sigarada Humprey Bogart etkisine dikkat!

Zararlarını bile bile tiryakilerin bir türlü tüttürmekten vazgeçemediği sigarada en büyük tuzak, başlamak!
Sigaraya başlama nedenleri ise ne yazık ki hayli cezbedici: ‘Artık büyüdüm’ demek isteyen ergenler için en etkili imajlardan biri; bir gözün hafifçe kısılması, sigaranın iki parmak arasındaki duruşu, sigaranın çekiliş, dumanın üflenme ve külün dökülüş şekli... Tıpkı Casablanca filmindeki Humphrey Bogart gibi!..

Kapalı alanlarda içme yasağının tavizsiz bir şekilde uygulanmasıyla birlikte sigara artık yalnızca tiryakilerin değil herkesin gündemine oturdu! Barındığı binlerce zehre rağmen yüzlerce yıldır tüttürülen sigaraya neden başlıyoruz ve neden bir türlü bırakamıyoruz? Klinik Psikolog Sinem Demir’e göre; sigara, insanların ergenlikteki zaafları ve sosyal ortamlardaki kaygıları fark edilerek uzun yıllardır endüstri haline getirilmiş ve ‘normalleştirilmeye’ çalışılmış bir bağımlılık kaynağı. Peki, sigara bağımlılığının (nikotin bağımlılığı dışında) psikolojik yönleri neler? Klinik Psikolog Sinem Demir, sigara bağımlılığın başlamasındaki aşamaları ve bırakılmasındaki direnci, psikolojik açıdan ele aldı:

Sandaletteki büyük tehdit!


Yazın vazgeçilmez aksesuarları kuşkusuz ki sandaletler. Peki özellikle son bir kaç yıldır çok moda olan gladyatör sandaletleri ne kadar sağlıklı?

Hürriyet'te de yer alan habere göre, uzmanlar bu tarz sandaletlerin topuğun hemen arkasındaki aşil tendonunu incittiğini söylüyor. Zamanla körleşen bu ağrı iki hafta gibi kısa bir sürede zarar verebiliyor. Bu sandaletler ayağın hareket alanını daraltıyor ve ayak tabanıyla ilgili çok ciddi rahatsızlıklara kısa bir sürede yol açıyor. Ayak Sağlığı Uzmanları Birliği'nden Lorraine Jones bu tarz sandaletleri yazın çok sık giymemek ve özel günlerle sınırlı tutmak konusunda uyarıyor.

haberturk

HIV tedavisi bulaşmayı önlüyor


Araştırmalar, HIV-pozitif bir kişinin etkili tedavi görmesi durumunda, pozitif olmayan eşine HIV bulaştırma riskinin yüzde 96 oranında azalabileceğini gösterdi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS), antiretroviral (HIV’i baskılayan) tedavinin, eşlerden birisinin HIV pozitif olduğu çiftlerde bulaşmayı azaltılmada yüzde 96 oranında etkili olduğunu gösteren HPTN 052 deneyinin sonuçlarını övgüyle karşıladı.


UNAIDS Genel Başkanı Michel Sidibé, “Bu buluş, önemli derecede oyunun yönünü değiştiriyor ve önleme çalışmalarını daha da ileriye götürecek. Bu, HIV tedavisini yeni bir öncelikli önleme seçeneği hâline getirdi. Şimdi yapmamız gereken, çiftlerin ‘Önleme Tedavisi’ seçenekleri bulunup bulunmadığından emin olmak” dedi.


Ntvmsnbc'de de yer alan habere göre, HIV Önleme Deneyleri Ağı (HPTN) tarafından yürütülen deneye, Afrika, Asya, Latin Amerika ve Amerika Birleşik Devletleri’nden toplam 1700’den fazla serodiskordans çift (birisi HIV pozitif, diğeri HIV negatif olan çift) katıldı.
DSÖ Genel Başkanı Dr. Margaret Chan, “Bu ciddi bir gelişme, çünkü biz biliyoruz ki cinsel yolla bulaşma, bütün yeni enfeksiyonların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu çalışmanın bulguları, HIV ile yaşayan insanların eşlerini korumalarına yardım etmeleri için yol gösterecek. DSÖ’nün Temmuz ayında yayınlayacağı yeni kılavuzu daha çok güçlendirecek ve destekleyecek” diye konuştu.


AYRIMCILIĞIN AZALMASINDA DA ETKİLİ OLACAK
Önleme Tedavisi’nin mümkün kılınması yalnızca insanların HIV testi yaptırmalarına değil, ayrıca HIV durumlarını ortaya çıkarmalarına imkan verecek, HIV’i önleme seçeneklerini eşleriyle tartışmalarını ve gerekli HIV hizmetlerine erişmelerini sağlayacak. Bu durum, önemli derecede HIV etrafındaki hastalık belirtisinin ve ayrımcılığın azalmasına da katkı sağlayacak.


DSÖ ve UNAIDS, hangi HIV önleme seçeneğinin kendileri için en iyisi olacağını belirlerken, çiftlerin kanıta dayalı kararlar almalarını tavsiye ediyor. BM ve UNAIDS, ‘Önleme Tedavisi’nin çiftlere uygun seçeneklerden biri olduğunu ısrarla öneriyor. Temmuz’da yayınlanacak yeni DSÖ kılavuzları, yeni HIV önleme seçeneğini kullanmayı seçen kişilere yardım edecek. Kılavuzlar, HIV testine erişimi artırma, danışmanlık ve çiftler arasında antiretroviral tedavi kullanımı üzerine belirli önerileri barındırıyor.


Tek bir yöntem, HIV’e karşı tamamen koruma sağlamıyor. Önleme Tedavisi’nin diğer HIV önleme seçenekleri ile bir kombinasyon içinde kullanılması gerekiyor. Bunlar, doğru ve kalıcı erkek ve kadın kondomu kullanımı, daha az partnerle ilişkide bulunma, erkeklerin sünnetli olmaları ve temaslı seksten kaçınma olarak sıralanıyor.


haberturk

Kemik iliği kanserine bor etkisi

Türkiye Kemik İliği Transplantasyon Vakfı (TKİTV) Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, “Kanser hücrelerine borla ilgili bir madde ya da element eklediğiniz anda kanser hücresinin öldüğünü görüyoruz” dedi.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi öncülüğünde, kentte görev yapan doktorlara yönelik kemik iliği kanseri hastalığı, bulguları, belirtileri, teşhis ve tedavi yöntemleri konulu toplantı düzenlendi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve TKİTV Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan başkanlığındaki toplantıya, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Kliniği Şefi Prof. Dr. İmdat Dilek, YYÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim üyeleri Doç. Dr. Cengiz Demir ve Yrd. Doç. Dr. Uğur Türktaş, konuşmacı olarak katıldı.
Prof. İlhan, yaptığı konuşmada, Türkiye'de her yıl bin 500 kişinin kemik iliği kanserine yakalandığını belirterek, hastalığın ortaya çıkmasında beslenme alışkanlıkları, tarımsal ilaçlama, sigara ve bağışıklık bozukluğu gibi faktörlerin etkisini anlattı. Hastalığın, yaşlanmayla doğru orantılı olduğuna dikkati çeken İlhan, Türkiye'de özellikle kanser ilaçlarının kullanımında ücret alınmamasının ve 45 ayrı merkezde ilik naklinin yapılmasının hastalar için avantajını vurguladı.
"BOR EKLEDİĞİMİZDE KANSER HÜCRELERİ ÖLÜYOR"

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Biri sizi anmıyor olabilir!

Kulakta, ''vızıltı, zil çalması, şelale akması, tıslama, cırcır böceği sesi'' gibi tarif edilen kulak çınlaması, her zaman birinin sizi andığı anlamına gelmiyor
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Alp Demireller, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işitme yollarında yer alan sinir hücrelerinin, işitme kaybı sonucu bir elektriksel aktivite ürettiklerini ve bunun beyin tarafından çınlama sesi olarak algılandığını söyledi.

Çocuklar da dahil olmak üzere her yaşta görülebilen rahatsızlığın yaş arttıkça görülme sıklığının fazlalaştığını belirten Prof. Dr. Demireller, çınlamanın nedenlerini şöyle açıkladı:
''Kulak yolundaki yabancı cisimler, kulak kiri, orta kulakta sıvı toplanması, enfeksiyon, kulak zarı ve orta kulak kemikçiklerinin hastalıkları, yaşlılığa bağlı çınlamalar, gürültüye maruz kalma, kulağa zararlı ilaç kullanımı (bazı antibiyotikler ve romatizma ilaçları, uzun süre aspirin kullanımı gibi), 'meniere' hastalığı, nadir karşılaşılan sinir tümörleri, hormonal değişiklikler (hamilelik, menopoz, tiroid disfonksiyonu), baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri çınlamanın nedenleri arasındadır.''

Prof. Dr. Demireller, sebep her ne olursa olsun kulakta ''vızıltı, zil çalması, şelale akması, tıslama, cırcır böceği sesi'' gibi tarif edilen kulak çınlamasının, işitme kaybına neden olabilecek problemlerin habercisi olabileceği, bu nedenle hafife alınmaması ve mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğini bildirildi.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Prof. Dr. Demireller, vakaların çoğunda özel bir tedavinin bulunmadığını kaydederek, öncelikle ayrıntılı hikaye alınarak fizik muayene ve tetkikler yardımıyla sebebin bulunmaya çalışılması gerektiğini ancak buna rağmen kulak çınlamasının nedeninin çoğu zaman bulunamadığını söyledi.

Neden ortaya konulmamış olsa da bazı durumlarda ilaçların etkili olduğunu anlatan Prof. Dr. Demireller, ''Ancak çoğu ilacın etkinliği yüzde 50'yi geçmemektedir. Çınlama özellikle çevre sessiz olduğu zaman rahatsız edicidir. Bu koşullarda alçak sesle müzik dinlemek gibi sürekli ama rahatsız etmeyecek bir ses üreterek kişinin kulak çınlamasını unutması önerilir. İşitme azlığı olan kişilerde bazen çınlamanın kullandıkları işitme cihazı tarafından da azaltıldığı söylenmektedir'' dedi.

Prof. Dr. Demireller çınlama rahatsızlığı olan kişilerin şunlara dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi:
''Yüksek sesli müziğe maruz kalınmamalı. Kan basıncı sürekli kontrol ettirilmeli. Toz alımı kısıtlanmalı, yani tozlu ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmalı. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigaradan uzak durmalı. Günlük egzersizlerle kan akımı düzenlenmeli. Şeker hastalığı, hipertansiyon gibi sistematik hastalığı bulunanlar bu hastalıklarının tedavisine mutlaka uymalı, çünkü bu, tüm organlar gibi kulak sağlığı için de önemlidir.''

AA

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Market raflarına dikkat edin!


Onlar sizin beslenmedeki strateji yeriniz! Doğru beslenme alışkanlığını satranç oyunu gibi görebilirsiniz

Doğru beslenme nin doğru besin seçimi ile doğru besin seçiminin de doğru alışveriş bilgisi ile başladığına dikkat çeken Diyetisyen Serkan Tutar, yaşamın ve beslenme alışkanlığının tıpkı satranç oyunu gibi bir “strateji sanatı” olduğunu söylüyor.

Tutar’a göre zaman zaman hepimizin başına gelen, ihtiyacımız olmayanlarla dolu alışveriş çantalarına rağmen, alınması unutulmuş ürünlerden kurtulmanın en önemli yolu genel bir alışveriş planı yapmaktan geçiyor.

ALIŞVERİŞ PLANI YAPIN!
Çünkü alışveriş öncesi plan yapmak hem beslenme programınıza sadık kalmanızı hem de tartı üstünde kalıcı bir kiloya sahip olmanızı sağlıyor. Serkan Tutar diyette olanlar, kilosunu korumaya çalışanlar ya da zayıflamak isteyenler için sağlıklı ve ‘hafif’ alışveriş in püf noktalarını şöyle anlatıyor:

Mevsimi geçmeden bol bol tüketmek gerek!


Kansere karşı koruyucudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Tansiyonu düşürür. Cildi nemlendirir...

Çileğin faydaları saymakla bitmez... Vücuda kuvvet verir. Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir.

Kansere karşı koruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir. Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır. Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir.



haberturk

Nikotin zehirlenmesine dikkat!



Sağlık Bakanlığı'ndan tiryakilere tavsiyeler: "Nikotin bandı varken sigara içmeyin"

Sigarayı bırakmak isteyenlere ''Alo 171'' hattıyla 24 saat hizmet veren Sağlık Bakanlığı, tiryakileri nikotin zehirlenmesine karşı uyararak, şu tavsiyerde bulundu:

Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Araştırma Hastanesi Sigara Bırakma Birimi SorumlusuDr. Osman Örsel, AA muhabirine yaptığı açıklamada,sigara tiryakiliğinin en ölümcül toplumsal zehirlenme olayı olduğuna dikkati çekerek, her sigarada vücut için zehirli, tahriş edici, kanser yapıcı ya da kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı 4 binden fazla kimyasal madde bulduğunu söyledi.

İnsanların sigaraya bağımlı hale gelmelerine neden olan nikotinin kalp atışlarını hızlandırdığı, tansiyonu yükselttiği, kanın pıhtılaşma riskini arttırdığını anlatan Örsel, erkeklerde sigara nedeniyle ölümlerin oranının yüzde 35, kadınlarda ise yüzde 15 olduğunu bildirdi.

Sigarayı bırakmada zorlanmanın kişilik yapısıyla değil, nikotin bağımlılığıyla ilgili olduğunu ifade eden Örsel, kendi kendine sigarayı bırakamayan kişilerin tıbbi tedavi yöntemlerini kullanması gerektiğini söyledi.
   
NİKOTİN BANDI VARKEN SİGARA İÇMEYİN
Kanıta dayalı sigarayı bırakma yöntemlerinde başarı oranlarının seçilen gruba göre değişmekle beraber yıllık yüzde 50'ye kadar çıkabildiğini anlatan Örsel, ''Önemli olan kişinin sigarayı bırakmayı istemesi. Kişi istekli olursa önerdiğimiz yöntemlerle sigarayı bırakabilir, ancak kişi kararsızsa bu durumda tedavi süresince tekrar sigara kullanacaktır, bu da yapılan tedavinin başarısız olmasına neden olacaktır'' dedi.

Ama her şekilde sigara içen kişinin bırakmak için bir adım atması gerektiğini belirten Örsel, sigarasız geçirilen her saatte ve günde, kişinin bırakmayı sürdürme konusunda ciddi olarak kendine güven duygusunun geldiğini ve arkasından başarı izlendiğini kaydetti.

Sigarayı bıraktırma ilaçlarının bulantı, uykusuzluk, ağız kuruluğu, bazı kişilerde mevcut ruhsal rahatsızlıkları tetikleme gibi yan etkilerinin bulunduğunu ifade eden Örsel, ''İlaçlar hekim kontrolünde kullanılırsa yan etkilerden korkmak gerekmez, ama sigarayı içmeye devam etmek vücutta daha büyük zararlara hatta ölüme bile neden olmaktadır'' diye konuştu.

Örsel, sigarayı bırakma yöntemlerinden olan nikotin bandı kullanılırken sigara içen kişilerde nikotin zehirlenmesi olabileceğini, bu nedenle bant kullanılırken sigara içilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.


AA

Tiroid ameliyatlarında devrim

Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanmaya başlanan robotik cerrahiyle koltuk altından tiroid ameliyatıyla klasik tiroid ameliyatlarının aksine boyunda yara izi,uyuşma hissi ve yutkunamama rahatsızlığı görülmüyor.

Hastaneden yapılan yazılı açıklamaya göre, Koreli kadınların boyun güzelliklerine verdiği önem nedeniyle Dr. Chung'un bulduğu ve 2007'de uyguladığı ameliyat tekniği, tüm dünyada en çok bu ülkede uygulanıyor.
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde de tiroidinde kötü huylu hücreler bulunan 52 yaşındaki kadın hasta, robotik cerrahiyle koltuk altından ameliyat edildi.
Ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrah Dr. Müjgan Çalışkan, geçen yıl itibariyle dünyada koltuk altından tiroid ameliyatı olan hasta sayısının 2 bin 530 olduğunu belirterek, Türkiye'de kamu hastanesinde bu ameliyatın ilk kez yapıldığını vurguladı.
NODÜLLERİN ÇAPI ÖNEMLİ
Bu yöntemin her yaştaki hastaya güvenle uygulanabildiğini ifade eden Çalışkan, şunları kaydetti:
“Bu ameliyat için hazırladığımız yaşları 27 ile 52 arasında değişen guatr hastaları var. İyi huylu 5 santimetreden küçük, kötü huylu 2 santimetreden küçük nodüllerde bu ameliyatı yapabiliyoruz. Robotik cerrahiyle koltuk altından tiroid ameliyatında, yara izi bırakmayan mükemmel bir kozmetik sonuç elde ediliyor. Boyun kısmında ameliyattan kaynaklanan uyuşma hissi ve yutkunamama rahatsızlığı olmuyor. Oysa normal tiroid ameliyatı boynun ön kısmından yaklaşık 5 santimetre kesiyle yapılıyor. Hastalar saklaması zor olan bu yara iziyle yaşamak zorunda kalıyorlar.”
Çalışkan, robotik cerrahiyle yapılan bu ameliyatın koltuk altına 5 santimetre kesi açılarak, robotun kollarının ulaşabilmesi için boyna doğru bir tünel açılarak gerçekleştirildiğini anlattı.
Türkiye'de ve dünyada robot kullanan kadın sayısının çok az olduğuna işaret eden Çalışkan, bir kadın olarak robotla bu ameliyatı yapmasının kendisini mutlu ettiğini bildirdi.

İSTANBUL (A.A)

Çarpık dişlerin telsiz tedavisi artık mümkün

Çarpık dişlerinizden şikayet ediyor, ancak estetik olarak tedavi süresince takılan tellerden rahatsız mı oluyorsunuz?

Diş Hastalıkları Tedavisinde uygulanan yeni teknoloji “Invasilign” yöntemi ile tel ve braket kullanılmadan ağızda belirgin olarak gözükmeyen, ergonomik şeffaf plakalar ile düzgün ve sağlıklı diş tedavisi mümkün...

Dent Suadiye Diş Kliniği'nden Diş Hekimi Ahmet Pınar, genellikle genetik sebeplerden kaynaklanan ve erken yaşlarda düzeltilen çarpık dişlerin ilerleyen yaşlarda da düzeltilebildiğini, ancak uzun tedavi gerektiğini söyledi.

Diş tellerinden kaynaklı estetik kaygıların, yetişkinleri bu tedaviden uzak tuttuğunu belirten Pınar, bu sorunun Tel ve braket kullanılmadan yapılan “Invasilign” yöntemi ile ortadan kaldırılabildiğini ifade etti.

Pınar, invisalign yönteminin, çapraşık dişleri düzeltme amacı ile dişlere takılan, çıkarılabilir, ağızda belirgin olarak gözükmeyen bir seri şeffaf düzeltici plaklarla, braket ve teller kullanılmadan dişlerin düzeltilebilmesini sağlayan bir sistem olarak tanımlanabileceğini söyledi. Şeffaf düzelticilerin, üç boyutlu özel bilgisayarlı sistemler yardımıyla hastanın diş yapısına birebir uygun olarak modellendiğini anlatan Pınar, her bir düzeltici plağın yaklaşık 2 hafta boyunca kullanıldığını ifade etti.