Teknoloji ve Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji ve Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2013 Çarşamba

Google'a izinsiz veri toplama cezası: 7 milyon dolar


Google, Sokak Görünümü (Street View) servisi kapsamında kişisel verileri izinsiz topladığı için 7 milyon dolar ceza ödemeyi kabul etti.
Şirket, 38 ABD eyaleti ile vardığı anlaşma çerçevesinde, topladığı email, şifre ve internette arama tarihçesi gibi bilgileri silmeyi kabul etti.

Şirket yaptığı açıklamada, kişisel verilerin proje liderleri tarafınndan istenmediğini ve hiçbir şekilde kullanılmadığını söyledi.Bu veriler, Google aracı 2008-2010 yılları arasında sokaklardan görüntü kaydettiği sırada özel kişilere ait kablosuz internet ağları üzerinden edinildi.
Açıklamada "Connectitut Başsavcısı George Jepsen ve diğer eyaletlerin savcıları ile anlaşmaya vardığımız için memnunuz" denildi.

Reklam kampanyası

Google ile hukuki düzeyde anlaşmaya varıldığını New York Başsavcısı Eric Schneiderman açıkladı.
Başsavcı "Tüketicilerin önemli kişisel ve finansal bilgilerini, Google gibi şirketlerin uygunsuz ve istenmeyen şekillerde kullanımına karşı korumaya hakları var" dedi.
Başsavcı anlaşmanın gizlilik hakları ile ilgili olduğunu ve izinleri olmadan bilgileri toplanın kişilerin haklarını korurduğunu söyledi.
Google'ın topladığı bilgilerin tamamını silmesine ve ayrıca gizlilik ve veri kullanımı konusunda çalışanlarına yönelik 10 yıl sürecek bir eğitim programı başlatmasına karar verildi.
Anlaşmaya göre Google, tüketicilerin kablosuz internet ağları üzerinden erişilebilen kişisel bilgilerini nasıl güvenli hale getirecekleri konusunda bilgilendirici bir reklam kampanyası yapmasına karar verildi.

'Devede kulak'

Google, soruna, bir mühendisin yazılıma istemeden sahte bir kod girmesinin yol açtığını öne sürüyor.
Bu durumun ortaya çıkmasının ardından dünyanın birçok yerinden yetkililer Google'dan kişisel verilerin toplanması konusunda değişiklikler yapmasını talep etti.
Ovum araştırma şirketinde telekom uzmanı Jan Dawson, bunun bugüne kadar bu konuda verilen en büyük ceza olduğunu söylüyor.
Ancak Dawson bu cezanın Google gibi büyük bir şirket için "devede kulak" kaldığını belirtiyor.
Dawson, "Google'ı asıl tehdit edecek şey, denetleyicilerin şirketin internette arama tarihçesi gibi kişisel bilgileri kullanma biçimi konusundaki tavrını değiştirmesi olurdu" diyor.

Kendi kendini iyileştiren çipler geliştirildi


Bozulan akıllı telefonunuzun veya bilgisayarınızın, ortaya çıkan problemi bir anda kendi başına gidermesi ve kendisini arızalara karşı koruması artık bilim kurgu senaryosu olmaktan çıktı.



ABD'li bilimadamları, arızalanmaları halinde kendi kendilerini milisaniyeler içinde iyileştirme yeteneğine sahip çipler geliştirmeyi başardı.

California Institute of Technology (Caltech) yüksekokulunun, Yüksek Hızlı Entegre Devreler Laboratuvarından araştırmacılar, kendi icatları olan, çok küçük boyutlardaki bir güç yükselteci üzerinde, yeni geliştirdikleri entegre devre çiplerin kendi kendilerini iyileştirme yeteneğini uygulamalı olarak gösterdi.

Yaklaşık 5 kuruş büyüklüğünde olmasına karşın, içinde 76 adet çip ve kendi kendini iyileştirme yeteneği için gerekli olan her şeyi barındıran güç yükseltecini, yüksek güçlü lazerlerle birçok kez vuran araştırmacılar, çiplerin bir saniyeden daha kısa bir süre içinde otomatik olarak ince bir işçilik ortaya çıkardıklarını gözlemledi.

Kendi kendini iyileştirme kapasitesine sahip çipi, 20 değişik çiple karşılaştıran araştırmacılar, ürettikleri çipin diğerlerinden daha az elektrik kullanmasına karşın, performansının bütünüyle diğerlerine göre çok daha güvenilir ve üretken olduğunu belirtti.

Yapılan bilimsel çalışma, IEEE Transactions on Microwave Theory ve Tecniques aylık bilimsel derginin Mart sayısında yayımlandı.

Araştırma ekibinin başı olan Elektrik Mühendisliği Profesörü Ali Hajimiri "Gerçekten de güç yükseltecinin yarısını havaya uçurduk, transistörlerde olduğu gibi pek çok birleşen parçasını buharlaştırdık ve çip kendi kendini, neredeyse ideal performansına erişecek ölçüde iyileştirdi" dedi.

Hajimiri yaptığı açıklamada, "Bu çeşit elektronik bir bağışıklık sistemini entegre devre çiplere uyarlamak bir sürü olanaklara kapı açıyor. Bu, gerçekten de devrelere ve devrelerin bağımsız olarak çalışmasına bakışımızda köklü bir değişiklik getirecek. Bu sistemler şu an insan müdahalesine gerek olmadan kendi içindeki sorunu saptıyor ve kendi kendini düzelterek, bizi yok edilmesi mümkün olmaya devreler amacına bir adım daha yaklaştırıyor" ifadesini kullandı.

Çipler nasıl çalışıyor

Şimdiye kadar sadece bir tek hatanın bile tüm çipi tamamen kullanılmaz hale getirmesi sorununu çözmek için harekete geçen Caltech mühendisleri, insan bağışıklık sisteminin sahip olduğu, vücudun büyük bir bölümünü en üst seviyede çalışır tutabilmek için mümkün olan saldırıları belirleme ve çabucak müdahale etme yeteneğinden esinlendi.

Sistem, genel hatlarıyla şöyle çalışıyor: İcat edilen güç yükseltecindeki çiplerden her birinin üzerinde bulunan, ısıyı, akımı, voltajı ve gücü izleyen çok sayıda dirençli algılayıcılardan elde edilen bilgi, yine aynı çip üzerindeki, sistemin beyni olarak çalışan ASIC adı verilen ana işlemciye aktarılıyor. ASIC adlı özel tasarım ürünü olan bu belirgin entegre devre birimi, gelen bilgiler ışığında güç yükseltecinin tüm verimini analiz ederek, sistemde, "işleticiler" olarak adlandırılan, çipin değiştirilebilir parçaları üzerinde ayarlama yapmaya gerek olup olmadığını belirliyor.

Ancak ana işlemci görevindeki ASIC entegre devre birimi, oluşabilecek her senaryoya göre belirlenmiş algoritmalara göre çalışmıyor. ASIC bunun yerine, algılayıcılardan aldığı tüm bilgileri, kendisinden beklenen sonuçlara ilişkin kendisine yüklenen bilgilerle karşılaştırıyor ve sorunu nasıl çözeceğini kendi kendine belirliyor.

Sistem, ortaya çıkması muhtemel 4 farklı gruptaki problemi çözebiliyor. Bu gruplar, "sistemin bileşen parçalarındaki farklılıklar sonucu ortaya çıkan, statik farklılık"; "sürekli kullanım sonucu sistemin iç özelliklerindeki meydana gelen değişikliklerden kaynaklanan, eskimeye bağlı olarak aşamalı ortaya çıkan problemler"; "şarj, ısı, sahip olduğu voltaj miktarındaki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan, kısa dönemli farklılıklardan kaynaklanan problemler" ve son olarak "devre parçalarında kazayla veya kasten meydana gelen yıkıcı tahribata bağlı olarak çıkan problem" olarak sınıflandırılıyor.


27 Şubat 2013 Çarşamba

'Spiral dişli balık Helikoprin'in sırrı çözüldü'


Bilim insanları, bir fosilden yola çıkarak yüz milyonlarca yıl önce yaşamış spiral dişli balığın maketini yaptı.
Amerikalı araştırmacılar, tomografi cihazı ile edindikleri görüntüleri kullanarak Helikoprion adı verilen tarih öncesi balığın bilgisayar üzerinde maketini yaptı.

Helikoprion
ların köpek balıklarına daha yakın olduğu sonucuna varıldı.Ayrıca testeremsi spiral şeklindeki dişlerin, bu balığın ağzının içinde mi yoksa dışında mı yer aldığı sorusunun da yanıtı bulundu.
Idaho Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü çalışmanın sonuçları İngiltere Kraliyet Derneği’nin yayın organı Biology Letters’de yayımlandı.
270 milyon yıl önce yaşayan ve vücudunun büyük bölümü kıkırdaktan oluştuğu için iyi korunamayan bu balıkların fosillerinde spiral oluşumlar görülmüştü.
‘Sarmal’ adı verilen bu oluşumların işlevi ve balığın vücudundaki yeri ile ilgili tartışmalar sonuçsuz kalmıştı.
Dr. Leif Tapanila ve arkadaşlarının incelediği en bütünlüklü Helikoprionfosilinde 117 dişten oluşan 23 cm büyüklüğünde bir sarmal görüldü.

Dr. Tapanilla, tomografi cihazı ile çekilen röntgenler kullanılarak oluşturulan bilgisayar maketinde balığın alt ve üst çenesi ile dişlerin oluşturduğu spirali gördüklerini ve böylece ilk kez onun dişlerle bağlantısını kurduklarını belirtti.
Tapanilla, “Ağzın içinde dil yerine sarmal dişler bulunuyor. Isırmak için alt çeneye bağlı 12 diş ağzın dışında iken diğer dişler ağzın içinde yer alıyor. Küçükken kullanılan bebek dişleri bunlar” dedi.
Böylece Helikoprionların köpek balıkları gibi dişlerini sürekli yenilemediği, ilk dişlerin ömür boyu kaldığı sonucuna varıldı.
Toplam 100 civarındaki Helikoprion fosilinde dişlerin tümünün sağlam olduğu gözlendi.
Dr Tapanila buradan hareketle bu balıkların sert ve kabuklu deniz hayvanlarından ziyade kalamar gibi yumuşak hayvanlarla beslendiği sonucunun çıkarılabileceğini söyledi.
Eldeki verilere göre bu balığın 7,6 metre boyunda olduğu tahmin ediliyor.

Kaynak: http://www.bbc.co.uk

3 Nisan 2012 Salı

Hamam Böceğinden Elektrik


Amerikan Kimya Derneği (American Chemical Society, ACS) tarafından düzenlenen Küresel Sorunlara Kimya Çözümleri podcast dizisinde canlı bir hamaböceği kullanılarak nasıl elektrik üretileceğini gösterildi. Araştırma aynı zamanda ACS’in Journal of the American Chemical Society dergisinde bir makale olarak yayınlandı.

Case Western Üniversitesi'nden deneyi gerçekleştiren bilimciler bir tür hamam böceğinin üstüne özel üretilmiş minyatür bir yakıt hücresi yerleştirdiler. Yakıt hücresi, böcekte doğal olarak bulunan bir şekeri havadaki oksijen ile birleştirerek elektriğe çevirdi.

Bilimciler, bu ilerlemenin temel olarak küçük sensörler, kameralar ve mikro cihazlar için bir elektrik üretim kaynağı olabileceğini, bunun depolanabileceğini ve ihtiyaç duyulduğunda kullanılabileceğini bildirdiler. Makalenin başyazarı Dr Daniel Sherzon, bilimcilerin canlı organizmaların içindeki kimyasallardan, veya onların hareketlerinden elektrik üretmek için çalıştıklarını açıkladı.

Üretilecek elektrik vücut içine tedavi amaçlı yerleştirilen tıbbi cihazlar için kullanılabilecek. Ayrıca araştırma amaçlı olarak da tıp alanında canlı bedenler içinde yer alan çeşitli süreçlerin incelenmesi için geliştirilecek özel cihazlarda güç kaynağı olarak kullanılacak. Diğer bir uygulama alanı nanorobotlar ve giyilebilir elektronikteki minyatür sensörler.

Bilim kurgu filmlerini andıran bu uygulamaların gerçekleşebilmesi için önce yakıt hücreleri teknolojisinde bazı pratik gelişmeler gerekecek. Özel laboratuar üretimi gerekmeden uygun biyoyakıt hücrelerinin seri üretiminin mümkün olması gerekir.

Sözü geçen deneyde özel üretilen biyoyakıt hücresi hamam böceğindeki “trehalose” adlı şekerin, havadaki oksijenle birleşerek elektrik üretmesini içeriyordu. Bunu hamam böceğine takma işlemi göründüğü kadarıyla böceğe önemli bir zarar vermedi. Hayvanın organları normal çalışmalarını sürdürdüler.

Araştırmacılar aynı biyoyakıt hücresinin Shiitake mantarına da taktılar ve çalıştığını gördüler. Ancak her iki durumda da üretilen elektrik miktarı çok düşük. Çalıştırılması düşünülen birçok cihazı sürekli çalıştırma gücünde değil. Üretilen elektriğin bir biçimde biriktirilerek cihazı kesik çalıştırması mümkün olacak.

Kaynakça:

21 Ekim 2011 Cuma

Lytro'dan dünyanın ilk ışık alanı kamerası

Dijital fotoğrafçılık alanına yaşanan teknolojik gelişmeler daha fazla özelliğin gündelik hayatımıza girmesii sağlıyor. Lytro firmasının son kullanıcıya yönelik dünyanın ilk ışık alanı kamerası yılın başlarındaki tanıtımından sonra resmi olarak satışa sunuldu.
 
Işık alanı kameraları serbest odaklı lens kullanan cihazları temsil ediyor ve kadrajın tamamını odaklama içine alarak özel bir yazılımla fotoğrafların her karesine net olarak odaklanmanızı sağlıyor. 

Uzun ve köşeli bir tasarıma sahip Lytro, 240gr ağırlığa sahip. Bu kadar hafif olmasını anotlanmış alüminyum kasasına borçlu. Kasa üzerinde birisi güç düğmesi diğeri deklanşör olmak üzere iki adet tuş bulunuyor. Fotoğraf çekerken arka tarafındaki LCD dokunmatik ekrana tek dokunuşla manuel odaklanma da sağlanabiliyor. Kameranın özellikleri f/2 diyafram ve 8 x zooma sahip lens, 11 megaray ışık alanı oluşurabilme, 8GB/16GB depolama kapasitesi şeklinde sayılabilir.

Cihazı öne çıkaran özelliği ise 11 megaray ışık alanı oluşturabilmesi. Bunun anlamı lenslerin çeşitli yönlerden gelen 11 milyon ışık hüzmesini yakalaması ve cihazın içerisindeki ışık alanı motorunun bunları işleyerek HD kalitesinde fotoğraflara dönüştürmesi anlamına geliyor.

Lytro'nun deklanşör gecikmesi ise sıfıra yakın. Flaş desteği olmayan kamera düşük ışık ortamlarında bile üstün görüntü kalitesini yakalıyor.

8GB kapasite ile 350 fotoğraf, 16GB kapasite ile 750 fotoğraf depolanabiliyor. İlk müşterilere Lytro.com üzerinden ücretsiz bulut depolama imkanı da sağlanacak.

2012 yılında özel algoritmalar sayesinde 3D görüntü elde etmek de mümkün olacak. Cihazın yanında özel bir masaüstü yazılımı da bulunuyor. Bu yazılımla kullanıcılar fotoğraflarıyla etkileşime geçerek düzenleyebiliyorlar ve Lytro.com sitesine yükleyebiliyorlar. 

Buraya yüklenen fotoğraflar çeşitli sosyal ağlarda paylaşılabiliyor ve en önemlisi yaşayan fotoğraflar adı altında site üzerinden izlenebiliyor. Bu yazılım sayesinde resmin her karesine odaklanılabiliyor. Yazılım olmadan bu mümkün olmuyor.

Serbest odaklı örnek resimleri incelemek isteyenler, http://www.lytro.com/living-pictures/153?utm_source=Embed&utm_medium=EmbedLink/148 adresindeki resimlerin herhangi bir noktasına tıklayarak bakabilirler.
 
Lytro modelleri farklı renklerde ön siparişe başladı. 8GB 399$, 16GB 499$ olarak 2012 yılı ilk aylarında piyasada olacak.

donanimhaber




Duvarın arkasını görmeyi başardılar!

Duvarların arkasını görme hayali sonunda gerçek oluyor... İşte herkesi heyecanlandıran haber...



Massachusetts Institute of Technology'nin Lincoln laboratuvarındageliştirilen bir radar teknolojisi, duvarların arkasını görmeyi mümkün kılıyor.

İnsan gözlerinin görünür ışık dalgalarının nesnelerden yansımasını görmesi gibi, radarlar da gönderdikleri radyo dalgarının hedeflerden radarın alıcılarına geri dönmesi yoluyla "görürler". Ancak ışık, bazı büyük öğelerin içinden geçemediğinden, duvarların arkasında ne olup bittiğini gösteren bir radar meydana getirmek zordur. Şimdi ise Lincoln laboratuvarının geliştirdiği bir sistem ile, belirli bir uzaklıktaki duvarın arkasındaki etkinlik, anında gözlenebiliyor.

Araştırmacıların oluşturduğu cihaz, birçok antene ve bir bilgisayar birimine sahip ve hepsi taşınabilir bir el arabasının içinde duruyor. Peki sistem nasıl işliyor?

Radar ilk başta diğerleri gibi işliyor: Vericiler, hedef yönünde belirli bir frekansta dalgalar yayıyorlar. Ancak burada, dalgalar duvara her çarptığında beton, dalgaların yüzde 99'dan fazlasının arka tarafa geçmesine engel oluyor. Alıcılara ulaştığında ise sinyal, orijinal gücünün sadece yüzde 0.0025'i gücünde oluyor.

Ancak Charvat'a göre en önemli sorun sinyal kaybı değil, gerçek zamanda faydalı olacak hıza, çözünürlüğe ve aralığa ulaşmak. Sinyal gücü sorunu, kuvvetlendiricilerle giderilebilse de duvar, ister beton ister kerpiç olsun her zaman en parlak hedef olarak görünmesine neden oluyor. Araştırmacılar, bu sorunun üstesinden gelmek için, analog kristal filtre kullanarak hedef ve duvardan seken dalgalardaki farkları hesaplıyor. Bu sistemin en iyi yönü ise, işlemi beklemeye gerek kalmadan gerçek zamanlı olarak gerçekleştirebilmesi.




chip

11 Ekim 2011 Salı

OM-Copter insansız hava aracı ile 150 metre yükseklikten 3D kamera çekimleri mümkün oluyor


Gelişen teknolojiye paralel olarak sinema çekimi teknolojileri de devamlı bir gelişim içinde. Avatar filmiyle büyük bir patlama yapan 3D teknolojisi ev kullanımında fazla ilgi görmemesine karşın sinema salonlarında ilgi görmeye devam ediyor.

Alman özel efekt stüdyosu OMSTUDIOS Avrupa'da ilk kez kamera sistemini insansız hava aracı ile birleştirerek yüksek noktalardan 3D çekim yapmayı başardı.

Firma AR.Drone modelinin daha gelişmiş versiyonu olan sekiz pervaneli OM-Copter adlı hava aracına dünyanın en gelişmiş dijital çekim kamerası RED Epic'i monte ederek 150m yüksekliğe kadar çekim imkanı elde etti. 

İnsansız hava aracı ile çekim yapılırken herhangi bir titreşim yaşanmıyor ve helikopter kiralama gibi masrafları ortadan kaldırıyor. 2kg ağırlığa kadar ekipman taşıyabiliyor. Çok pervaneli cihazlar genelde parça halinde geliyor ve elde birleştiriliyor. Kameramanlar RED Epic modelini uzaktan kumanda ederek çekimlerini gerçekleştiriyorlar.

RED firması tarafından Epic model çekim kameraları özellikleri açısından dünyanın en iyisi. 5K çözünürlükte 18 duraklamalı çekim yapabilen Epic saniyede 300 kare kaydedebiliyor. 3D yeteneği de olan Epic modelini Ridley Scott, Peter Jackson ve James Cameron gelecek yapımlar olan Prometheus, The Hobbit ve Avatar 2 çekimlerinde kullanıyor.


donanimhaber

10 Ekim 2011 Pazartesi

Akıllı ürünler sınıfının yeni üyesi: Ayakkabı

Akıllı telefonlar tamam ama bu "akıllı ayakkabı" da nereden çıktı; ne işe yarıyor?

Bu ayakkabılar hem güzel hem de akıllı..

Akıllı telefon, akıllı televizyon, akıllı buzdolabı derken artık ayakkabılarımız da akıllı ürünlerin içine giriyor. Adidas'ın Adizero Serisi f50 model akıllı ayakkabıları, futbol hakkında futbolcuların sahip olduğundan daha fazla performans ve teknik göstermesini sağlayabilir. Lionel Messi gibi bir çok ünlü futbolcunun kişisel sponsoru olan Adidas, bu yöndeki çalışmalarını artık ürün olarak sergiliyor.

Ayakkabının çalışma prensibi ise şöyle: Yardımcı bir program vasıtası ile kullanıcının hızını, en yüksek hızını, sprintlerini, kat edilen mesafeyi ve benzer bilgileri kaydediyor ve aktarabiliyor. Bu şekilde kendini takip edebilen kişi, çalışma şekillerini ve antrenmanlarını düzenliyor.. Bu da ayakkabının sadece ayağı koruyup daha iyi koşmayı sağlamasının yanında "Nasıl" sorusuna verilebilecek cevaplara temel verilerle destek olmasını da sağlıyor.

Veri aktarımı ve analizi için, daha doğrusu akıllı ayakkabının çalışması için "miCoach SPEED_CELL" ismindeki hız sensörü ve takipçisinden almanız da gerekiyor. Satış fiyatı konusunda elimizdeki veriler de ortalama olarak bu iki ürünü 300 Euro'ya alabileceğiniz yönünde.

chip

6 Ekim 2011 Perşembe

Kuyruklu yıldızda okyanustakine benzer su

Bilim adamları, kuyruklu yıldızlar arasında dünyadaki suya en benzeyen suyun Hartley 2 kuyruklu yıldızında gözlemlendiğini açıkladı.



Herschel uzay teleskobuyla yapılan araştırmada kuyruklu yıldızın suyunda bulunan nadir bir hidrojen tipi, döteryum ölçüldü.
Ve diğer kuyruklu yıldızlardaki suda görülen döteryum oranının yarısına sahip olduğu belirlendi. Tıpkı dünyada olduğu gibi.
Sonuçları Nature dergisinde yayınlanan çalışma, dünyadaki suyun çoğunun gezegenimize çarpan kuyruklu yıldızlardan gelmiş olabileceğine işaret ediyor.
Dünyanın oluşumundan birkaç milyon yıl sonra kuru ve kayalık olduğu biliniyor.
Bugün gezegeni kaplayan suyun büyük olasılıkla uzaydan gelmiş olduğu sanılıyor.
Bugüne kadar yalnızca 5-6 kuyruklu yıldızdaki döteryum oranı ölçülebilmiş ve hepsinde okyanuslardaki oranın iki katı döteryuma rastlanmıştı.
Buna karşılık asteroitlerin döteryum oranı, dünyaya çarpan göktaşlarının kaynağı bu küçük gezegenler olduğu için daha iyi biliniyor.
Göktaşlarında aşağı yukarı okyanuslardakiyle aynı miktarda döteryuma rastlanmıştı.
Bu nedenle eğer dünyadaki su uzaydan geldiyse, bunun kaynağının asteroitler olduğu düşünülüyordu.
Bugüne dek gözlemlenen kuyruklu yıldızlar Oort Bulut cinsindendi, yani güneş sisteminin ilk yıllarında ve Neptün ile Uranüs gibi büyük gezegenlerin civarında oluştuğuna ve gezegenlere, birbirlerine çarparak uzaklara fırlatıldığına inanılan objelerdi.
Hartley 2 kuyruklu yıldızı ise Kuiper Kuşağı'nda döteryum analizi yapılan ilk gök nesnesi.
Kuyruklu yıldızların, asteoitlerden çok daha fazla su taşıdığı biliniyor.
BBC

Biyoyakıtlı helikopter semalarda!


Hemen hemen her alanda petrole olan bağımlılığı azaltmaya çabalayan ABD'de alternatif enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Son olarak Amerikan donanması, biyoyakıt karışımıyla çalışan insansız keşif helikopterinin deneme uçuşunu gerçekleştirdi.

Biyoyakıt karışımıyla çalışan insansız keşif helikopterinin deneme uçuşu, Amerikan donanmasına göre, petrole olan bağımlılığı azaltma çabasında bir dönüm noktası...
2020'ye gelindiğinde sahip olduğu filonun büyük bölümünde yakıt olarak alternatif enerji kaynaklarını kullanmayı amaçlayan Amerikan donanması, uçuşun başarıyla tamamlandığını açıkladı.
Bundan birkaç hafta önce de, biyoyakıt karışımıyla çalışan savaş uçağının uçuşu gerçekleştirilmişti.
Petrole bağımlılığın azaltılması, çevrenin korunması açısından da önemli. Her iki deneme uçuşunda, atmosfere sera gazı salımının yüzde 75 azaldığı belirtiliyor.
trthaber

Akıllı Moleküller Birbirleriyle Haberleşebiliyor


Maddenin en küçük yapıtaşı olan moleküller, kimyasal metodlarla birbirleriyle haberleşebilir şekilde sentezlendi.


TÜBİTAK ödüllü bilim insanı Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Engin Umut Akkaya, kimyasal metotlarla birbirleriyle haberleşebilen nano boyutta akıllı moleküller icat etti.
Daha önce de toplama ve çıkarma yapabilen akıllı molekülleriyle bilim dünyasında bir ilki başaran Akkaya'nın bu son icadı, gelecekte çok daha küçük boyutta ''molekül temelli bilgisayarların'' yapımı için dev bir adım olarak gösteriliyor.
Bilkent Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi ve UNAM Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Engin Umut Akkaya, yaptığı açıklamada, dünya genelinde başka araştırmacıların da moleküllerle elektronik devreler üzerine çalışmalar yürüttüğünü anlattı.
Akkaya, araştırmaları sonucunda moleküller dünyasıyla makroskobik dünya arasında ışık aracılığıyla iletişim kurabilen bir dizi molekül geliştirmeyi geçen yıl başardıklarını ve bu çalışmalarının Journal of the American Chemical Society dergisinde kapak konusu olarak yayımlandığını anımsattı.
Akkaya, UNAM laboratuvarlarında yürüttükleri son çalışmalarında ise maddenin en küçük yapı taşı olan ve bilgi işleyebilir yani akıllı hale getirdikleri molekülleri dış dünyayla ve birbirleriyle iletişim kuracak şekilde bir araya getirmeyi başardıklarını açıkladı.

Japonlardan "Süper hızlı" şarj olan pil!

Bir Japon işi daha: Bu mucizevi pil, şarj süresiyle herkesi kendine hayran bırakacak!


10 dakikada tamamen şarj olabiliyor
Japonya'daki CEATEC ticari gösterisinde bir lityum iyon pilin ortaya çıkan yeni bir teknoloji ile 10 dakika gibi çok kısa bir sürede şarj edilebildiği gözler önüne serildi.

NTT Docomo ve NEC tarafından geliştirilen pil, şu an harici olarak kullanılabiliyor ve Engadget'a göre boşken 6 amp AC ile şarj olabiliyor (birçok akıllı cep şarj adaptörü, sadece 0.5 amp tüketiyor). Cihaz şu an bir prototipi andırıyor ve teknik özelliklerinin tamamı ve çıkış tarihiyle ilgili bir bilgi bulunmuyor.


chip

3 Ekim 2011 Pazartesi

Fizik yasalarını değiştirebilecek deney: Işık hızı aşıldı mı?

Avrupa Parçacık Araştırma Merkezi CERN'deki fizikçiler, atomdan küçük partiküllerin temel fizik yasalarına ters düşen biçimde, ışık hızını aştığını söylüyor.



Uzmanlar, İtalya'da Alplerin kolu olan Apenin Dağları'nın altında bir laboratuardan 700 kilometre ötedeki diğer laboratuara fırlatılan nötrinoların hedefe saniyenin milyarda biri kadar önce vardığını hesapladılar.

Araştırmacılar o zamana dek bu bulgulara temkinli yaklaştıklarını söylüyor.
15 bin defa ölçüm yapan bilimadamları sonucun kendilerini şaşırttığını, bu nedenle ABD ve Japonya'dan başka kuruluşlardan da bağımsız şekilde bu ölçümleri değerlendirmelerini istediklerini açıkladı.
Albert Einstein'e göre hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez.

Ancak doğrulandığı takdirde bu deney, Albert Einstein'in Özel Görelilik Kuramının bazı kısımlarını tersine çevirebilir, evrenin nasıl işlediğini açıklayan yasalar alt üst olabilir.
Tüm modern fizik teorilerinin yeniden gözden geçirilmesini dahi gerektirebilir.
Bununla beraber araştırma grubu "sistematik hata" dedikleri durumun oluşması halinde istenildiği kadar ölçüm yapılsın, yine aynı hata, yani hız sınırının aşıldığı gibi bir izlenim elde edilmesi riski bulunduğunu, bu nedenle ölçümlerini kamuoyuna ilan ettiklerini bildirdi.
Doktor Antonio Ereditato ve ekibi bu konuda üç yıldır araştırma yürütüyordu.
Ereditato "Hayalim başka bir bağımsız deneyde de aynı sonucun alınması - o zaman rahatlayacağım" diye konuştu.
Ereditato, "Ama şimdilik hiç bir şey iddia etmiyoruz. Toplumun bu çılgın sonucu anlamakta yardımcı olmasını istiyoruz - çünkü bu çılgınlık ve elbette sonuçları da çok ciddi olabilir." dedi.

bbc

USB belleklerde nanoteknoloji devrimi!

Nanoteknolojinin nimetlerinden yararlanan yeni flash bellekler, bugünküleri unutturacak kadar güçlü!


Tekstilden bilişime kadar kullanılan nanoteknoloji, her alanda hayata olumlu katkı yaparak yeni teknolojilerin ya da gelişmelerin önünü açıyor. Bu teknolojiden yararlanan son ürün flash bellekler oldu. Nanoteknolojinin kullanıldığı flash belleklerde sadece daha hızlı okuma/yazma oranları alınmadı, ayrıca elektrik tüketimi de 99% oranına kadar azaldı.

İngilizce açılımı ferroelectric transistor random access memory olan, Türkçeye Ferroelektrik Transistörlü Rastgele Erişimli Hafıza diye çevrilebilecek FeTRAM'ler yakın gelecekte hayatımıza büyük katkı sağlayacaklar. Organik Ferroelektrik polimer ile Silikon Nano-bağlantıyı birleştiren bu yeni teknoloji, Purdue Üniversitesi'nde geliştiriliyor.

Bu araştırmanın temel amacı, düşük enerji tüketen, uzun ömürlü, veri yazma/okumaortamı oluşturmak. Zira normal şartlarda belleklerin çok sık kullanıldığı, giderek daha yüksek kapasiteye sahip belleğe ihtiyaç duyulduğu bilgilerinden yola çıkan araştırmacılar, ısınma ve kapasite sorunu gibi çözümleri son kullanıcıda pek olmayan durumları azaltmaya ve engellemeye çalışıyorlar.

Üniversiteden görevliler, basına yaptıkları tanıtımda, sunulan demonun çalıştığını ancak "ticari" bir ürünün henüz yakın zaman için planlanmadığını belirttiler.



chip

30 Eylül 2011 Cuma

Bu lenslerle internete girebileceksiniz

ABD'de geliştirilen kontakt lensler, insanlığı biyonik göz hayaline bir adım daha yaklaştırdı.Geliştirilmekte olan yeni lenslerle internete girmek bile mümkün olacak.

Terminatör filminde Arnold Schwarzenegger'in canlandırdığı karakter, biyonik gözü sayesinde insanların farkedemediklerini de görebiliyordu.

Biyonanoteknoloji alanında çalışan bilimadamları, filme bir adım daha yaklaştı.

TRT Haber'de yer alan haberde, geliştirilmekte olan kontakt lenslere elektronik devreler, antenler ve iletişim devreleri ilave edildi. Böylece görüntüler yakınlaştırılacak, internete bağlanılabilecek, görüntüler hafızaya alınabilecek.

Lense eklenebilecek dedektörler sayesinde de tansiyon, kolestrol, sodyum ve potasyum ölçülebilecek.

Lensin içine çip olarak yerleştirilmiş elektronik devrenin elektriğini güneş enerjisi hücreleri sağlayacak ve telsiz frekansıyla bağlantı kuracak.

Yeni lenslerin şimdiye kadar 20 dakika süreyle bir tavşanda denendiği, bir sorun yaşanmadığı, 5-10 yıl içinde insanlar üzerinde denenecek hale getirilebileceği bildiriliyor.

31 Mayıs 2011 Salı

Bilimin mucizesi

Belden aşağısı felç olan Stephanie Sablan ABD’deki Berkeley Bionics adlı şirketin geliştirdiği biyonik bacaklar sayesinde yürümeyi başardı.

Santa Clara Valley Tıp Merkezi’nde yapılan başarılı deneme sonrası “eLEGS” adı verilen ve pille çalışan bir tür “giyilebilir robot” özelliğindeki biyonik bacaklarla dördüncü seansta yürüdükten sonra duygularını “İlk adımlarım inanılmazdı. Gözyaşlarımı güçlükle engelledim. Benden alınan yaşamımı geri verdi” şeklinde anlattı. Sablan 9 Ocak’ta geçirdiği bir kaza nedeniyle belinden aşağısını hissetmiyor. 

Hastanın yerine adım atıyor
Talihsiz kadını yürüten eLEGS hastanın sırtına yerleştirilen 20 kiloluk sırt çantası büyüklüğünde bir cihaz. Ancak cihaz ağırlığını kendi gücüyle taşıyor. Özel kayışlar cihazı hastanın omuz ve bacaklarına tutturuyor. Böylece cihaz hasta için adım atıyor.

hurriyet

29 Mayıs 2011 Pazar

Sultanahmet'i internette üç boyutlu gezebilirsiniz

''3D Sultanahmet'' uygulaması ile Sultanahmet Bölgesi, Google Earth üzerinden sanal ziyarete açılıyor
Sultanahmet Turizm ve Yatırımcıları Derneği (SUYAD) ile 3DLocationEarth.com işbirliğinde gerçekleştirilen ''3D Sultanahmet'' uygulaması ileSultanahmet Bölgesi, Google Earth üzerinden sanal ziyarete açılıyor.

3DLocationEarth.com'un yazılı açıklamasına göre, bölgenin, Topkapı Sarayı'dan Ayasofya'ya, Yerebatan Sarnıcı'ndan Sultanahmet Camisi'ne kadar önemli tarihi eserlerini 3 boyutlu modelleyen 3DLocationEarth.com, şu ana kadar SUYAD üyesi 50'ye yakın otel ve restoranı da üçüncü boyuta taşıdı. Modellenen binalar, Google Earth sistemine aktarılarak, dünyanın her yerinden görülmesi sağlandı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen SUYAD Başkanı Kaan Koç, projenin, bölgedeki turistik tesislerin satışlarına da fayda getireceğine inandıklarını belirterek, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

''Bu uygulama sayesinde dünyanın herhangi bir noktasından internete giren bir kişi, bölgemizde hangi tarihi ve kültürel eserler olduğunu, havalimanından Sultanahmet'e nasıl gelebileceğini, hangi otellerde kalıp hangi restoranlarda yemek yiyebileceğini, nerelerde eğlenebileceğini, kısacası Tarihi Yarımada'ya geldiğinde gününü nasıl geçirebileceğini önceden planlayabilecek. Sistemin en önemli avantajlarından birisi de 3 boyutlu ziyaret ettiği otelde, o anda doğrudan rezervasyon yaptırabilecek. Bu sayede arada komisyon alan herhangi bir kurum olmadığı için daha uygun fiyatlarla tatilini yapabilecek.''

3DLocationEarth.com Genel Müdürü Aybars Görpe de alışılagelen tanıtım ve pazarlama mecralarına nazaran uygun maliyetlere sahip olan bu uygulamayı, Sultanahmet Bölgesi ve Sirkeci Oteller Bölgesi örneğinde olduğu gibi, hem İstanbul'un hem de tüm Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinde de gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirtti.

Turistik tesislerin bir araya gelerek bölgelerini bir bütün olarak sunması gerektiği görüşünü paylaşan Görpe, bu sayede tesislerin kendilerini, birbirlerini ve bölgelerini birlikte tanıtıp pazarlayarak marka olmayı daha kolay başarabileceklerini kaydetti.



haberturk